Eyüp

(Eyüp 1:1-22)

Hayatın acı ve tatlı yüzüne Hristiyan’ın bakışı nasıl olmalı?

“Ûs ülkesinde Eyüp adında bir adam yaşardı. Kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınırdı. Yedi oğlu, üç kızı vardı.
Yedi bin koyuna, üç bin deveye, beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve pek çok köleye sahipti. Doğudaki insanların en zengini oydu.
Oğulları sırayla evlerinde şölen verir, birlikte yiyip içmek için üç kızkardeşlerini de çağırırlardı. Bu şölen dönemi bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar, “Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrı’ya sövmüş olabilirler” diyerek her biri için yakmalık sunu sunardı. Eyüp hep böyle yapardı.” (Eyüp 1:1-5)

Eyüp kusursuzluğu, iyiliği ve Tanrı’ya saygısı ile tanınan bir kişiydi.

O birdenbire ve hiç beklemiyorken her şeyini – servetini, çocuklarını ve nihayet sağlığını kaybetti. Başarılı bir insan olarak başkalarına, mutluluğa ve refaha güvenmemek gerektiğini söylemiş olabilir, ancak elbette insanın başına büyük bir felaket geldiğinde çok farklıdır.
Eyüp’ün kayıplarını takip eden haftalarda birkaç arkadaşı onunla yas tutmaya geldi.
Eyüp ile aralarında geçen sohbet, onu rahatlatmak yerine şiddetli bir çatışmaya dönüştü ve Eyüp’ün çektiği acının, hayatındaki günah nedeniyle Tanrı tarafından gönderildiğini kanıtlamaya çalıştılar. Masumiyetini şiddetle savunan Eyüp, bunu sürekli olarak reddetti.
Eyüp’ün arkadaşlarına yaptığı konuşmalar, geniş bir duygu ve mantık yelpazesini kapsar.

Bazen aslan yürekli imanı yansıtır: “Tanrı beni öldürse de, yine de O’na güveneceğim.” diğerlerinde ise, derin bir umutsuzluk: “Neden doğduğumda ölmedim – rahimden çıkıp sonumu getirmedim?” diye şikayet eder. (Eyüp 3:8-14)
Eyüp, davasını yüz yüze tartışabilmek için Tanrı’ya defalarca meydan okudu ve “Tanrım, benden nefret ediyorsun ve öfkeyle etimi yırtıyorsun,” diye hırladı. “Dişlerinle üzerimi gıcırdattın ve herhangi bir yaşam belirtisini yok etmek için izledin.”

Eyüp’ün Tanrı’ya karşı sert ve öfkeli çıkışları ile Tanrı’dan nefret eden birinin küfürleri arasındaki fark nedir?

Eyüp her ne kadar Tanrı’yı ​​sorgulayıp ona öfkeyle yaklaşsa da, iman yüzeyinin altında Tanrı’ya karşı asla tamamen kaybolmayan bir inanç ve onur tabakası görülüyordu. Eyüp umutsuz konuşmalarının birinin ortasında, “Tanrım, bana yaşam ve sarsılmaz bir sevgi verdin ve ilgin ruhumu korudu” dedi. Onun yürek burkan serzenişlerine bunun gibi sözler serpiştirilir.

Tanrı sonunda Eyüp’e doğrudan yanıt verdi, ancak insan ıstırabının yaygınlığı konusunda kolay yanıtlar sunmadı. Aslında Tanrı şöyle dedi: “Muhteşem bir karmaşık evrenin sonsuz, her şeyi bilen Yaratıcısını halıya nasıl çağırabilirsin? Rab’bi kendine denk sayıp onunla nasıl eşit olacağını düşünebilirsin! Kendisinden başka kimseye hesap vermez!” Karşılaştığı güçlüklerin karşısında dayanıksız ve ne kadar aceleci olduğunu anlayan Eyüp utanarak tövbe etti ve sonunda Rab’bin lütfuyla bir kez daha başarılı oldu.

Eyüp bahsin ölümcül ciddiyetini fark etti: Tanrı’ya olan inancımızın lehine veya aleyhine verdiğimiz kararla ilgili C.S. Lewis, bahisler korkunç bir şekilde yükseltilene kadar bu bahsin nadiren ve de yeterince ciddiye alındığına inanıyordu – Eyüp gibiler insanlığın yalnızca beş kuruş için değil, dünyada sahip olduğumuz her şey için oynadığını anlayana kadar – etimiz ve kanımızdır.
Bu anlamda Tanrı, kanserli tümörü kesen bir cerraha benzetilebilir.
Biraz daha açmak gerekirse, ameliyat tamamlanmadan kesiyi çabucak kapatırsak, kanser yayılmaya devam edecek ve o noktaya kadar olan tüm acı tamamen işe yaramaz olacaktı. Ya da Tanrı, cevherden her türlü pisliği arıtan bir kuyumcuya benzetilebilir. Tanrı’nın o zamanlar Eyüp’ün hayatındaki rolü, Eyüp’ün kendisi tarafından, bir anlık içgörüyle şöyle dediğinde ifade edilmişti: “O benim yolumu biliyor. Beni imtihan ettiğinde saf altın gibi çıkacağım.” Tam olarak da öyle oldu!

Sonuç olarak

Suç adaletle ödendiğinde yani tecelli ettiğinde neşelenmek bizim için neredeyse içgüdüseldir. Çünkü dünyada işler böyle olmalıdır. “Günahkarlar aldıkları tüm acıları hak ediyor!” ve biz ilan ediyoruz.
Ama hayat masumları döverken ve suçluların suçlarını itiraf etmeden hiçbir şey olmamış gibi yaşarken ne söyleyebiliriz?
Hayatta sükûnet içinde süzülürken Tanrı çoğu zaman bu kadar sıcak ve yakın görünürken, çılgın bir çaresizlik içinde haykırdığımızda neden bu kadar görünmez olur veya uzaklaşmış hissederiz? O zamanlar bazen Tanrı’nın kapısının sürgülenmiş, sonra da ölüm sessizliği olduğunu hayal ederiz.

Eyüp acı çekti. İnsan olmak acı çekmektir. Acı ve ölüm, günahın lanetinin bir sonucu olarak geldi. Bazıları diğerlerinden çok daha fazla dayansa da Hristiyanlar bu işkencelerin onlar için gerekli olduğuna inanmalıdır. Eğer aksi yönde düşünüyorsak o zaman Tanrı yoktur ya da sadist bir Tanrı vardır, çünkü orta derecede iyi bir varlık bile dünyamızda gördüğümüz ıstırabı çekemez veya izin veremez.
‘Allah bilir ki’, denenmemiş ve arıtılmamış bir iman, zayıf ve suludur ve belki de hiç iman olmayabilir. Olgunlaşmamıştır da denilebilir.
Yine de, denenmesinin gecesinde Mesih’in gözyaşlarının bizimkilerle karıştığını her zaman bilin. O bizi önemsiyor.

“Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı. Dedi ki,
“Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim.
RAB verdi, RAB aldı,
RAB’bin adına övgüler olsun!” Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.” (Eyüp 1:20-22)

Dua edelim!
Rabbim, Eyüp birçok yönden harika bir adamdı, zamanında Sana tapınma konusunda çok sadıktı. Sadece mal varlığı açısından zengin değildi, sahip olduğu ve önemsediği her şeyin Sana ait olduğunu ifade ediyordu. Sana hamd, şükür ve övgüler olsun! Biz de hikmet borçlu olduğumuzu hatırlayalım ki varlığımızda minnettar olalım. Amin!

İncil Çalışması

  1. Eyüp’ü, bir anda her şeyini kaybettiği halde Rab’be sadakatle bağımlı olmasında dikkat çekici kılan konular nedir?
  2. Eyüp’ün durumu sizin hayatınıza yansıdığında nasıl davranırdınız?
  3. Onurlu, çalışkan ve derin inanca sahip olanların dikkatsizce geçindiğini ne zaman gördünüz?